Aşk’ın katili evlilik midir?

Erkekler evlendikten sonra neden değişir, evlilik aşkı öldürür mü?

Erkeklerin evlendikten sonra çok değiştiğine dair söylentileri hemen hemen herkes duymuştur. Bunun sebebine “evlilik aşkı öldürüyor” deseler de altında yatan sebep sadece bir tane olamaz.

“Tamam aşk öldü ama saygıya, sevgiye, sadakate ne oldu?” veya ilişkilerde çok önem verdiğimiz bazı unsurlar aslında bize bilinçli olarak öğretilmiş ve şartlandırılmış olgular mı aslında?

Erkek olarak hitap ettiğimiz canlı fizyolojik olarak aşırı sorumluluğa gelemeyen bir canlıdır. Ama bunun suçunu doğrudan karşımızdaki erkeğe atmak yanlış olabilir. Malum hepimizde taş devrinden kalma kodlanmış genler vardır ve bu genler tarihsel gelişimimiz dahilinde herkesi yönlendirmektedir.. Erkeklerdeki bu bağlılık korkusu ta o zamanlardan gelen kodlanmış genlerden kaynaklı olduğu bilim insanları tarafından söylenmektedir.Erkek yaratılış itibarıyla,avcı-toplayıcı bir genetiğe sahip bulunmakta olup,herşeye düz bakması ve yalnızca av avlayarak ve saldırılara karşı savunarak kendini ve ailesini koruması istenmiştir.

Estetik bilgisi ve özelliğinin kendisinde aslında yeralmadığı bilinciyle ,bilinçaltının derinliklerinden gelen bu korkuyu anlayamayan “erkek”  kendisini hiçbir bilgisi olmadığı “Aşkım gelinlik Fransız tarzı mı olsun yoksa sade mi olsun?” sorusunun karşısında bulur.

Bu soruyla başlayan soru yığınları ilerleyen zaman dahilinde erkeklere fazla gelmeye başlar ve başa çıkılamaz bir hale dönüşür. Erkek beyni bu durumu stres unsuru olarak kodlamaya başlar ve bu kodlamalar ilerleyen süreçlerde artış eğilimi gösterir.

Erkeklerde görülen stres düğün arifesinde başlayıp evliliğin ortalarına kadar sürer, bu süre zarfından sonra da rutinleşerek hayatlarının bir parçası hâline gelerek stres dinamizmini yitirir.

Beyin, evliliğin getirdiği bütün o sorumlulukları bir problem olarak algılar ama aynı zamanda işin içinde sevdiği kadın olduğu içinde bu durumu reddeder. Bu, beyinde yaşanan ufak çaplı bir kaostan başka bir şey değildir.Ama bu kaos ilerleyen aşamalarda erkeğin sebepsiz yere diye düşünülen ancak bilinmeyen sebebi olan öfke patlamalarına neden olacaktır.

Bu durum aslında hem kadında hem de erkekte görülür ancak kadın beyni kriz yönetimi konusunda daha donanımlı olduğu ve kendi içerisinde çözerek  kaosa sebep olmadıkları için kadınlar bu durumu erkekler kadar çok hissetmez ve yaşamazlar.

Her daim hayranlıkla baktığı, kokusuna aşık olduğu kadın bir anda çamaşır suyu ve yemek kokmaya başlar. Elbette burada kadının bir suçu yoktur ama erkeğin de bir suçu yoktur. Bilim insanları suçu alışılmış şeylere ve kodlanmış genlere bağlamaktadırlar.

Aslında “aşk” adı verilen duygunun vücut üzerindeki etkisi en fazla 3 ila 4 aydır. Asıl olan duygu sevgidir. Çünkü aşk, hormonların salgılanması sonucu oluşan kimyasal bir tepkimedir. Sevgi, içinde nedenler ve düşünceler barındıran bir çeşit duygu birikimidir. İinsan beynindeki süresi de kesinlikle aşktan daha uzundur ve hatta sonsuzdur.

Burada önemli olan bir diğer nokta da ilişkinin nasıl ve hangi bağlarla kurulmuş olduğudur.İnsanların birçoğu kişinin kendisine değil, etiketlerine bakıp bağı bu şekilde kuruyor. Biriyle onun etiketleri yüzünden bağ kuruyorsak bu ilişki zaten bitmeye mahkum bir ilişkidir. Bir kadın ve bir erkek arasında bağ; kadının erkeği erkek olduğu için istemesi, erkeğin de kadını kadın olduğundan dolayı istemesinden geçiyor. Kişiyi tüm özelliklerinden önce salt bir kadın veya erkek olduğundan dolayı kabul etmek, bağı da bu şekilde kurmak gerekiyor. Bunu yaparsak onun kadınlığına ve erkekliğine her zaman saygı duyarız. Bu şekilde ’varlığında da yokluğunda da seninle olurum’ mesajı veririz ve sevgi kazanır. İlişki de, huzurlu ve dengeli olur. Ancak bunu yapmazsak, verdiğimiz mesaj ‘senin kadınlığına veya erkekliğine değer vermiyorum, benim için senin özelliklerin önemlidir’.

İlişkide alma-verme dengesi o kadar önemlidir ki,bir taraf alan bir taraf hep veren ise,o ilişki bitmeye mahkum olacaktır.Bu denge iyi kurulmalıdır.Herşey uyum içerisinde ve eşit olmalıdır.Aksi halde taraflardan biri kendisini kullanılmış diğeri ise bıktırılmış hissedecektir.Örneğin,taraflardan biri diğer taraf aynı yoğunlukta karşılık vermediği halde;sürekli mesajlar atar veya hediyeler alırsa ilişkidekialma verme dengesi sekteye uğrayacak ve ilişki sağlığını kaybedecektir.Karşıdaki kişiyle mecazen dans etmeyi bilmeli ve onunla olabildiğince uyumlu olmalıyız.Kurduğunuz bağ,doğru ve alma-verme dengesi iyi kurulmuşsa,taraflar ilişkiyi belli bir düzene oturtmuşlar demektir.Aslında burada düzene oturtmak demek,BİZ olmayı başarabilmek demektir.Taraflar birbirlerinin sahibi değil iyi bir yol arkadaşı olabilmelidirler.Her iki tarafın da kendilerine ait ayrı iki hayat alanları ve ikisinin de dahil olduğu bir BİZ alanları olmalıdır.Bu üçünün varlığı insanları özgür kılmakta ve ilişkide veya evlilikte kendimizi baskıda ve esir hissetmememizi sağlamaktadır.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: