Vazgeçebilme ihtimali..?

5ac1e563b699de1f1452111f

 

Önce ki yazılarımda ,erkekle kadın arasındaki her türlü farklılığı gözler önüne sermeye ve bu farklılığın nelerden kaynaklandığını anlamaya çalıştık.Sonuç olarak nereye vardık derseniz ,emin olun ki , yüzyıllardır herkes nereye varamıyorsa biz de oraya varamadık ve yüzyıllar da geçse sonuca varacak gibi gözükmüyor.

İnsanın sevme nedenlerine , birbirlerine bağlanma gerekçeleri ve sonuçlarına konular itibarıyla bakmaya çalıştık.İlerleyen yazılarımızda buna devam edeceğiz.Burada önemli olan nokta sevmenin devam ettiği ve hatta yukarıya doğru seyir izlediği durumlarda bile bir anda vazgeçme eğilimine girilmesidir.Aslında bu süreç sanıldığı gibi bir anda gerçekleşmemektedir.Belirli bir sürecin sonucunda ortaya çıkan bir duyumsama sonuçlaması olmaktadır.En kötüsü de budur zaten; birbirlerini severken birbirlerinden vazgeçmeleridir.

Hiçkimse , sonunu getirmemek veya severken vazgeçmek için başlamaz ilişkiye.Herkes ,kendi hayallerini ,kendi duygularını ve hayatla ilgili planlarını gerçekleştirmek amacıyla bir ilişkiye başlar elbetteki.Ancak günümüz ilişkileri ne yazıkki böyle başlamamakta daha doğrusu çoğunluğu böyle başlamamaktadır.İlişkiler normal şartlarda sevmeyle aşık olmayla başlaması gerekirken ,erkek ;bu kadın ve ailesi namuslu bana eş , çocuklarıma da anne olabilecek ,evimin işlerini de layıkıyla görebilecek birisi olarak düşünürken ,kadın ise; bu adam beni hayata karşı koruyup kollayabilecek ,genetik olarakta sağlıklı o yüzden çocuklarım da sağlıklı olur ve ailesinin geçimin sağalayabilir diye düşünmektedir.Hatta ve hatta kadınların çoğunluğu, tamamıyla maddi çıkarlar ve yaşamda korunmak gayeleriyle ilişkiye başlamaktadır.

Bazı tip kadınlar ,maddi çıkar gereksinimleri yüzünden, bazı tip kadınlar ise ,toplumda dışlanmadan gayrimeşru olarak değilde ,evlenip çocuk yapar sonrada adamı sepetlerim diye düşünerek ilişkiye başlamaktadırlar.Bunların örnekleri sayılamayacak kadar çoktur ne yazıkki.Aslında burada kadının doğduğu andan itibaren ,hep bir erkeğe gereksinimi olduğu ve evlenirse ancak toplumda kabul görür inancının lanselenmesiyle büyüdüğü ve şartlandığı bir gerçektir.Gelişmiş toplumlarda aileler kız çocuklarını tek başlarına bile ayakta duracak şekilde yetiştirirlerken ,az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kız çocukları tek başına yaşayamaz ancak bir erkeğin haremine girmelidir düşüncesi hakimdir.Daha çok arap toplumundan ortaya çıkan bu düşünce sistemi teolojik gereklilikler yüzünden din olgusuyla karışıp inanç sistemine nüfuz etmiştir.

Tarihsel gelişime fazla girmeden ,kız çocuklarının neden erkeğe ihtiyaç duyan bir şekilde yetiştirildiğini saptamaya çalıştık.Bu büyüme devresinde kız çocuğu kendisine eş adayı olarak gördüğü kişilerle ilişki yaşamak istemekte ve sürecin o doğrultuda ilerlemesini arzu etmektedir.Çünkü yaşı çabucak ilerlemektedir ve bu tip toplumlarda belli bir yaşın geçilmesi o kıza evde kaldı demekki bir defosu var gibi yaftalanmalarla bakılmasına neden olmaktadır.

Kızımız ne kadar okumuş ne kadar kendisini yetiştirmiş olsa da bizim gibi toplumsal şartlanmaların yoğun olduğu ülkelerde bu konuyu aşamamakta ve kendisini kötü hissetmektedir.Ne kadar seviyor olsa da karşıdakinden düşündüğü süreç dahilinde ilerleme göremediğinde ne yazıkki vazgeçebilmektedir.Çünkü ona göre fazla zamanı kalmamıştır.Mutlaka toplumda ve ailede kendisinin de istendiğini hissettirecek o süreci yaşamalıdır.o yüzden de kızımız burada ne yazıkki zor bulunan sevgi saygı gibi unsurları hiçe sayıp ,kendini planladığı o sürece dahil edecek bir erkek arayışına girecektir.Bunun yanında belki de o erkeği bulacak fakat bu seferde kendine sahip çıkmadığından ve ilgilenmediğinden yakınarak o ilişkiyi de sonlandıracaktır.

Burada aslolan ,kızımızın ne ne hissettiği değil ,toplumsal şartlanmaların ondan olan beklentileridir.Bu beklentiler kızımızın yaşayışına o kadar etki etmiştir ki küçükken dahi ne olacaksın sorusuna verilen cevap”gelin olacağım” olmaktadır.Bu bile durumun vehametini yansıtmaktadır.Kadın tek başına yaşayamaz ,yaşarsa kötü kadın olur ,toplumda yer alamaz düşüncesinin sonucu olarakta belkide sonsuza kadar birlikte mutlu yaşanacak ilişkileri kızımızın belediye memurunun sorusunu duymadığı için yok etmesi parçalamasıyla sonuçlanacaktır.

Buradan anlaşılan şey ; kızların kendilerinin de bir birey olduğunun ve tek başına bile olsa aslanlar gibi yaşayacaklarının farkına varamadıklarıdır.Bu sebeplede hiçbir zaman mutlu olamadan sadece şartlandıkları aile olarak yaşayan birer hayalet haline gelmeleri kaçınılmaz olmaktadır.

Bundan daha da önemli bir şartlanma niteliği de kızımıza kendisini nasıl kadın hissetmesi gerektiğinin öğretilmesi daha doğrusu yanlış öğretilmesidir.1930 li yıllarda itibaren dünyada ki ekonomik bunalımların ve salgın hastalıkların neticesinde dünya nüfusunun önemli ölçüde azalması ve erkeklerin geçim sıkıntısı içerisinde yaşamlarını sürdürebilme zorlukları içerisinde ,nesillerini devam ettirmekle ilgili çok istekli olmamaları sonucu insanoğlunun bir şekilde buna zorlanması gerektiğinin bilincini doğurmuştur.İşte porno sektörü devletlerin de katkıda bulunmalarıyla o dönem artış göstererek gazete ve radyo reklamlarında bile şuh içerik ve seslerle kendini hissettirmeye başlamıştır.Bunun sonucu erkeklerin şehvetlerini arttırarak cinsel isteksizlikleri giderme yolunda başarılı olmuştur.

Ancak ; iş o kadar kontrolden çıkmıştırki  porno sektörü esas amacını aşarak resmen vahşet verici bir tarza dönüşmüştür.Herkesin birbirini cinsel obje olarak gördüğü dönemlerde devlet eliyle genelevler açılıp ,bu güdülerin dışarılara yansımadan giderilmesi amaçlanmıştır.Sonuçta ise istenen olmamış ,bunun üzerine zenginlerin büyük bir kısmı da daha çok kazanma adına bu sektöre yatırım yapmaya başlamışlardır.

Neyse bu konuyu da fazla uzatmadan esas söylemek istediğimiz şeye gelelim.Toplumlar bu cinsellik olayını o kadar benimsemişlerdir ki ,cinsellik hem kötü bir eylem hem de iyi bir eylem haline ironik bir tanıma kavuşmuştur.Eskiden kadınlar da erkekler de üremek adına bu eylemi gerçekleştirirlerken ,bunu günlük zevk haline getirip kürtaj olgusunu geliştirmişlerdir.Daha sonraları prezervatif ,doğum kontrol hapları gibi sektörler oluşarak bunların satışından büyük paralar kazanmışlar ve kazanmaya da devam ediyorlardır.Bu sektörün devam etmesi adına çizgi filmlere dahi subliminal sex iletileri koymakta ve insanlığı tatminsiz bir cinsel açlığa düşürerek daha çok para kazanma yoluna gitmektedirler.

Kadınlarımız öyle bir duruma şartlamışlardır ki kendilerini ,kendisine cinsel açıdan yaklaşım görmediklerinde kendilerini kadın olarak hissedemez bir hale gelmişlerdir.Halbuki ilişkilerde önemli olanın sevgi ,saygı, korumacılık ve sadakat olduğunu ne yazıkki unutmuşlardır.Cinselliğe çok önem veren erkeklerin ,kendi eşleri dışında da cinsellik deneyimlerinde bulundukları bir gerçektir.Günümüzde bu durum aldatma eylemi olarak adlandırılmıştır.Bir olguya ne kadar önem verilirse o olgu her şartta ve her durumda ortaya çıkacaktır.Ne yazıkki toplumlarda bu konu hala anlaşılamamış ve bu sebeple de ilişkiler kısa sürelerde aldatma eylemleri nedeniyle sona ermektedir.Erkeklerimiz ve kadınlarımız karşısındakinin kendisini tatmin etmediği ve kendi cinsiyetlerini yaşayamadıkları gibi saçma bir fikirden yola çıkarak diğer olması gereken unsurları bir yana koyarak ilişkilerinden vazgeçme eğilimlerine girmektedirler.

Dikkat edilecek olursa birçok belgeselde,mutlu olarak yaşayan insanların daha küçük yerlerde ,toprakla ve tarımla ilgilenen doğal yaşayan ve genelde de çocuk istemeden ilişkilerine devam eden makyaj gibi giysi gibi unsurlara önem vermeyen insanlardan oluştuğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır.Onlar sadece mutlu ve huzurlu yaşamak için ,kendilerini yıpratan ve örseleyen pek çok eylemden ve düşünceden uzak ,sadece tabiatın gerektirdiği durumda yaşamayı öğrenmiş ,daha doğrusu üstadların yıllar sonra ulaştığı mertebelerdeki yaşayışı kendilerinde uygulamışlardır.

Kıcacası; sizi seven ,sizin sevdiğiniz ,sizi koruyup kollayan ve sizin kendinizi güven içerisinde hissettiğiniz bir ilişkiniz varsa sakın birbirinizden vazgeçmeyin.Saçma sapan şartlanmışlıkların ve öğretilmişliklerin sonuçlarına uyupta birbirinizi kaybetmeyin.İnanın her yeni gelen gideni aratacak ve sonucunda sizi yalnızlığa itecektir.

Sadece mutluluğu sağlığı ve huzuru önemseyin.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: