Zıt Kutuplu İlişkiler

Competition

Matematikte ilk öğretilen kurallardan biridir : “Elma ile armut toplanmaz!”

Rasyonel olarak bakarsak farklı değerler bir araya gelince eşitlik oluşturmaz elbette. Ama bir düşünelim elmayı seven bir armut, armudu seven de bir elma olamaz mı? İlla herşey bize öğretilmiş ve şartlandırılmış şekilde mi olmalı..
İlişkilerde uyum son derece önemli bir mevzu. Ancak karakter farklılığı gibi unsurlar uyum sağlama noktasında partnerlerin önünde büyük bir engel teşkil edebiliyor. Çiftler arasındaki farklılıklar tanışma süreci şeklinde de tanımlanan ilişkinin ilk zamanlarında daha çok eğlenceli ve ilgi çekici gelmekte hatta bu, zıt kutupların birbirini çekmesi olarak yorumlanmaktadır. Kimileri partneriyle aralarındaki farkların ilişkilerine renk kattığını da düşünür Ama uzun vadede çiftler ortak noktalarda birleşemediğinde bu farklılıklar çok sesliliğe, renkliliğe değil sonu olmayan inatlaşmalara kadar gidebilir. Zamanla bu inatlaşmalar duygusal eksikliklere, anlaşmazlıklara, karşılıklı çatışmalara ve daha birçok probleme dönüşerek ilişkinin içinde yerini alır.

 

NEDEN ZIT KUTUPLAR BİRBİRİNİ SEVER?

İlişkiye başlama kararı alırken farklı karakterlerin birbirini etkilediği söylenir. “Bir insan bir insanı neden sever ve birlikte olmak ister? Önce bu sorunun cevabını kişi kendine sormalıdır. İnsanları birbirine yakınlaştıran bir takım dinamikler vardır. Kişi, ya kendisine benzediği için ya kendisine benzemeyen, alaka duyduğu, ilgisini çeken biri olduğu için veyahut ihtiyaç duyduğu bir duyguyu bulduğu için bir başkasına karşı duygusal yakınlık kurar. Kendisine benzeyip benzememe dinamiğinden bağımsız olarak gelişen son ihtimal daha baskındır. Bu dinamikler üzerinden insanlar birbirleriyle diyalog kurar ve herkes kendini gerçekleştirmek ister aslında. Çünkü biz nasılsak muhatabımızı da öyle algılılarız. Mesela biz mutluysak herkes mutlu, biz üzüntülüysek herkes üzgündür. Bu durum psişik ve egosal bir durumu simgeler aslında.

Farklı karakterlerin birbirine çekimi her insanın kendinde olmayana duyduğu cazibe alanı olabiliyor. Mesela çok dağınık biri düzenli birine özenebiliyor ya da çok kırılgan biri güçlü birine ihtiyaç duyabiliyor. Bu duygu mekanizması bizi, kendimizin tam zıddı olan birine bile yönlendirebiliyor. Mesela maceracı yapısını eşinin sakinliği ile dengelediğini düşünen Uğur’un anlattıkları, farklılıkların ilişkiye katkısı noktasında önemli detaylar içeriyor: “Sevgilim genel olarak sakin, ağırbaşlı, ince düşünceli biridir. Ben ona göre fazla savurgan, heyecanlı ve maceracı olabiliyorum. Örneğin ben hafta sonları arkadaşlarımla off-road (arazi aracı yarışı) yapmak gibi alternatif spor dallarından hoşlanıyorum. Sevgilim ise buna pek sıcak bakmıyor hatta fazlasıyla tehlikeli bulup endişe ediyor. Ara sıra tatsızlıklarımız oluyor ama genel olarak bana saygı duyduğunu biliyorum. Bence çiftler arasında bazı dengeler olmak zorunda. Sevgilimin sakinliği bana güven veriyor, beni kontrol etmesi bazen ‘dur’ demesi gerekli diye düşünüyorum.”

HEM KARNIM DOYSUN HEM PASTAM DURSUN 

Bazı kişiler kendileri gibi birini tercih etmek yerine kendinden daha üstün özelliklere sahip insanlara yönelebiliyor. Televizyon ekranlarından ya da toplum tarafından örnek gösterilen “mükemmel ilişkiler” hep zengin, başarılı, güçlü ve romantik çiftlerle resmediliyor. Hatta bu durum o kadar idealize ediliyor ki söz konusu şartlar bir araya gelmediği zaman mutluluğun resmi çekilemeyecek, çiftler huzursuz olacak gibi algılanıyor. Bu dayatma ,bireylerin partnerinden mükemmeli bekleme arzusunu da besliyor. Partnerinin kendisine veremediklerine bakan kişi o mükemmel tablonun karşı taraf eksiklerini giderdiğinde oluşacağına inanıyor. Bunun için partnerinin değişmesi gerektiğini düşünürken kendisini es geçiyor, kendi karakterini korumaya alırken karşı tarafın karakter özelliklerini hiçe sayıyor.
Bir diğer durum ise kendinden iyi durumda olan biriyle ilişkiye başlarken, o kişinin sizi de o noktaya çekmeye çalışması olabilir. Mesela çok çalışkan biriyle ilişkiye başlamak isteyen bir kadın partnerinin işine fazla değer vermesinden yüksünmemeli. Yahut evin içerisinde kendisinin de çok çalışması gerektiği mesajlarına hazırlıklı olmalıdır. Bunun hem kendi tercihinin bir sonucu, hem de partnerinin karakteriyle ilgili olduğunu bilmeli ve ortak noktada buluşmaya gayret etmelidir. Aksi halde “Hem karnım doysun hem pastam dursun” demiş olur.

“BANA GÖRE” Mİ “BİZE GÖRE” Mİ?

İlişkinin ilk yıllarında çiftlerin tartışmaları “sana göre” “bana göre” ekseninde seyreder. İlişkilerde “Bana göre değil her şeye rağmen bir aradayız” düşüncesi karakter farklılıklarına dayalı problemlerde bir çıkış rolü üstlenmektedir. İnsan ilişkilerinde genellemeler yapılması meseleleri düz ve basite indirgeyici bir yaklaşımdır. Kişisel olarak, insan egosunu ele alarak bakmak lazım.  Mesela kişi duygu merkezlidir ve ona göre bir yapıya eğilimi vardır ya da tam tersi daha çok fizik merkezli bir korumaya ihtiyaç duyar. Bu, içinde bulunduğu duruma göre değişiklik gösterir. Biz bunu şu şekilde değerlendiriyoruz: ‘göre’ ya da ‘rağmen.’ Yani kişiler birilerine göre mi yoksa birbirlerine rağmen mi hareket ediyor? Buna bakmak lazım.”

 

Zeynep , fazlasıyla duygusal ve alıngan biri olduğunu anlatıyor ve “Bazen en ufak bir şeye bile alınganlık gösterebiliyorum. Sevgilim ise daha sakin ve benim alınganlıklarıma karşı uzlaşmacı davranıyor. Mesela kırıcı bir durumla karşılaştığımda daha açıklayıcı ve sakin davranarak abartılı tepkiler vermemi engelliyor. Sonuçta ilişkilerde çiftler birbirini zamanla tanıyor. Onun sinirli olduğu zamanlarda da ben susuyorum daha sonra siniri geçince konuşuyoruz. Bunu karakterlerimizden taviz vermek olarak görmemek lazım.  Huzursuz bir ortamda olmaktansa orta yolu bularak mutlu olmayı tercih ediyoruz” diyerek partneriyle farklı karakterlere sahip olmalarına rağmen nasıl uyum sağladıklarını anlatıyor.
Karakter farklılıklarında üst ve ast durumu da yoktur. Kimse mükemmel olamayacağına göre kimsenin “Benim karakterim daha iyi bana göre şekil almalısın” deme şansı da yoktur. Dolayısıyla mesele, bir tarafın doğrularına göre şekil almak değil iki tarafın da mutluluğuna göre davranmaktır. Yani farklılıklara rağmen ortak noktada buluşmaktır.
Her ne kadar karakterlerin değişmesi mümkün olmasa da çiftlerin birbirlerinin ahlakından etkilenmesinden söz edebiliriz. “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözü de bunun için söylenmiştir. Partnerimize göre davranmak ifadesi “ona hak ettiği gibi muamele etmek” şeklinde yer ediyorsa zihnimizde önemli bir problemimiz var demektir. Böylesi bir durumda kavgacı partnerin sakin olan partneri  de agresif hale sokması mümkündür. Bu yüzden karakterimizi korumamız gereken bir alandan bahsedeceksek  işte burası tam yeridir. Karşımızdakinin tüm tahriklerine rağmen sükunetimizi muhafaza etmek ,duruşumuzun nasıl olması gerektiğine dair son derece çarpıcı bir örnektir.

ZAMANLA DEĞİŞMEZ, KRONİKLEŞİR! (Evlilik aşaması)

Çiftler arasındaki en önemli yanılgılardan biri alışkanlıkların zaman içerisinde değişeceğine dair oluşan inançtır. Genellikle evlenmeden önce “Evlenince değişir nasıl olsa” denilerek sorun teşkil eden birçok davranış göz ardı edilmektedir. Evlendikten sonra ise durum karmaşık bir hal alır. 5 yıllık evli olan Asiye eşiyle yaşadıklarını şu şekilde paylaşıyor: “Eşim çok az konuşan, aşırı titiz ve mükemmeliyetçi biridir. Ciddi ve çabuk sinirlenen bir yapısı var. Ben ise tam tersine daha rahat ve konuşkan biriyim. Evlenmeden önce ‘Nasıl olsa zamanla bu huyları değişir’ diye düşünerek bu davranışlarını görmezden geldim. Ama zamanla bu takıntılarına karşı aşırı tepki vermeye başladım, o da beni sürekli eleştirmeye başladı. Bu eleştiriler zamanla kırıcı olmaya başladı ve eşimle konuşamaz hale geldik. Küçük olaylar bile büyük kavgalara sebebiyet verebiliyor; yemeğin tuzu, pantolonun ütüsü, arkadaş toplantıları, çocuklar vb… Karşılıklı anlaşma sağlanmadıkça tartışmaların sonu da gelmiyor.”

Nasılsa değişir mantığıyla yola çıkmanın hiç gerçekçi bir yönü bulunmamaktadır.Bu, ilerleyen süreçte problemleri daha da artıran bir yaklaşımdır. Eşlerin birbirlerine tahammüllerini belirli bir süre sonra azalabilir. O yüzden öncelikle bunun konuşulması gerekir, nitekim çoğu zaman bireyin eşinin rahatsızlığından haberi bile olmayabiliyor. Nasılsa değişir mantığıyla evlendiğinden dolayı başlangıçta kabul gören bu davranışın sonradan sorun haline gelmesini fark etmeyebiliyor karşı taraf. Ve bundan dolayı da baskıcı birine dönüşebiliyor.Zıtlıkların belirli ölçüde ilişkileri beslemektedir. Ama evlilik öncesi bu farklılıkların konuşulmuş olması gerekiyor. Çiftlerin nasıl bir hayat istediklerini, beklentilerini, karşılıklı olarak birbirlerinin nelerine tahammül edebileceklerini ya da edemeyeceklerini konuşmuş olmaları gerek. . Bu yüzden evliliklerde ‘Nasılsa değişir’ bakış açısıyla bir yola çıkmak zamanla ilişkilerin yıpranmasına sebebiyet veriyor. Kişinin değişmeyeceğini düşünerek ve bunu göze alarak kabul etmek gerekir. Uzun süreli evliliklerde ortaya çıkan sorunlarda çiftlere birbirlerinin olumlu yanlarını göz önünde bulundurarak, ortak noktalarını birlikte bulmalarını ve karşılıklı fedakarlıklar yaparak adım atmaları gerekmektedir.

ZAMANLA “DEĞİŞEN” KARAKTER DEĞİL TAHAMMÜL SÜRESİ

Çiftler arasında zamanla değişen karakterler değil, birbirine tahammül etme süreleri diyebiliriz aslında. Evlilik başlı başına farkındalık gerektirirken, birçok insan daha kendini tanımlamakta bile zorluk çekiyor. Kişisel olarak ilgi alanlarını, beklentilerini, olaylara verdiği tepkileri tam olarak keşfetmeden eşine ayak uydurmaya çabalıyor. Aslında bu farklılıkları karakterlerin baskın yanlarıyla değerlendirmek lazım. Örneğin İbrahim Bey eşiyle yaşadığı problemi şöyle anlatıyor: “Eşim ilgi alanları çeşitli olan, neşeli ve arkadaş çevresi tarafından sevilen biridir. Hatta her konu hakkında bir fikri vardır diyebilirim. Bu özelliğiyle beni etkilediğini hatta evlenmemize bile sebep olduğunu söyleyebilirim. Ama ben yapı itibariyle daha içe kapanık ve sadece kendi alanında fikir sahibi olan biriyim. Zamanla eşime ayak uydurmakta zorlandım; onun ilgi alanlarına ve ailesine, arkadaş çevresine dahil olamamaya başladım. Bu sebeple de aramızda bazı gerginlikler oldu. Birbirimize maddi ve manevi baskılar yapmaya başladık. Karşılıklı inatlaşmalardan sonra birbirimize uyum sağlamaya karar verdik. Belirli alanlarda kendimize zaman ayırarak birlikte geçirdiğimiz vakitlerde ortak kararlar alarak ikimizin de dediğini yaptık.”

Evliliklerdeki karakter farklılıklarını ele alırken karakter testi, duygu analizi, yıldız haritalarını göz önünde bulundurup eşinizin karakterini dörde-beşe ayırabilirsiniz. Hatta elinize hesap makinasını alıp artıları eksileri toplayıp, çıkartabilirsiniz. Ama hazırlıklı olun sonuç: “Can çıkar huy çıkmaz” olabilir. Bu sebeple marifet, eşimizin karakterine yoğunlaşmak yerine önce kendimizi tanıyıp, beklentilerimizi belirleyip karşı tarafa doğru yansıtabilmekte. Böylelikle birilerine ya da bir takım olaylara göre şekil almak yerine her şeye rağmen bir arada kalabilmeyi öğrenebiliriz. Son olarak ne kadar farklı olursanız olun unutmayın ki birbirinizin sadece “eşi” değil, “dengi” de olabilirsiniz.

Herşey sizin karşı tarafı ne kadar sevip sevmediğinizle ilgilidir aslında.Eğer beklentisiz gerçek sevgi ve saygıyı barındırıyorsanız ,iki tarafta ortak payda da buluşmayı başarabilir , hiç de zor bir şey değildir bu..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: