Gerçekten Seviyor muyuz..?

gercek-ask

 

Belki de günümüzün cevap aranan en önemli sorularından  birisidir ” Beni Gerçekten de Seviyor mu? ” sorusu.Ancak ,öncelikle  gerçekçi olarak bizim şu soruyu cevaplamamız gerekmektedir; ” Ben Onu Gerçekten de Seviyor muyum? ”

Günümüz insanının kendini en çok yaraladığı yer ilişikileridir. Nasıl ilişki kurduğumuz nasıl yaşadığımızı da belirliyor. Aldatanlar, aldatılanlar, sanal aşklarda tatmin arayanlar, başka kadınların/ erkeklerin hayaliyle eşinin elini bile tutmaktan iğrenenler, porno sitelerinde  dolaşarak mobil cinsel tatmin yaşayanlar, her gün sözlü yada fiziksel şiddete maruz kalıp çaresizce kendini bir ilişkiye hapsedenler, sorunlarının çözümünün olmadığını düşünüp uçalım mııı diyerek madde bağımlılığında kafayı güzelleştirenler, her fırsatta geçmişi bahane edip bağırıp, çağırarak birbirinin hayatını zehir edenler, sevgi açlığından öteki kadın olmaya kendini razı edenler, aldatıldığını bile bile görmedim, duymadım, bilmiyorum modunda kendini kandıranlar, her günü birbirlerine hakaret ederek geçirdikleri halde sosyal medyada dünyanın en mutlu çifti biziz pozları verip sanal mutluluk arayanlar, içsel olarak kendine uygun olmadığını bile bile evlenince düzelir yalanına inanıp cehennemin bol ateşli manzarasında yanıyoruz ama evliyiz tesellileri ile yaşayanlar, yerin dibine soksa bile her gün kapıdan kovulsa bile bacadan girmeye çalışıp bir ilişkiye asalak olanlar, boşanmak istiyor diye ya benimsin ya kara toprağın diyerek bıçaklanıp canından olanlar, ama çocuğumuz vaaaar onun için katlanıyorum diyerek fedakarlık kılıfıyla korkularını sarıp sarmalayıp ayrılmamak için çocuğunu bile kendi korkularına alet eden sözde yetişkin ama bilinçte çocuk olanlar, içinde sevgi değil nefret ve kıskançlık büyütenler… İşyerinde çalışma arkadaşlarına içinden küfürler saydırırken görüntüde sahte gülümseme takınıp sanki herşey yolundaymış gibi işini kaybetme korkusundan kendini her türlü mobbinge katlanmak zorunda hissedenler, arkadaşlarının yaşamlarını eleştirenler, sırlarını paylaşanlar, dedikodusunu yapanlar… Yalanlar, yalanlar, yalanlar…

İlişkilerin hangi boyutu olursa olsun, ister aşk, ister aile, ister iş ve arkadaş ilişikilerimiz insanlar her geçen gün biraz daha samimiyetsizliğe yaklaşırken, biraz daha sevgiye dair ne varsa ondan uzaklaşıyor. Bana gore bu dünyada en yıkıcı savaş atom bombalarının, nükleer silahların ateşlendiği yakıp yıktığı yerler değil, en büyük ve yıkıcı savaş  benlik savaşlarıdır. Benlik var olma kaygısıyla karşısında gördüğü her benliği kontrol etmek yada yok etmek için programlanmış gibidir. Bu zihinsel bir virüstür. Bu virus her türlü ilişkimize bulaşır. Bulaştığı ilişkiyi tüketmeden durmaz. Tıpkı kanserli bir hücre gibi hızla yayılır ta ki tüketene kadar. Bu arada biz acı çeker, duygusal iniş çıkışlarla dip depresyonlar yaşarız. Antidepresanlarla yada geliştirdiğimiz başka bağımlılıklarla ayakta kalmaya çalışırız. 

Peki insanın kendini tüketecek kadar ilişikilerini bu hale getirten nedenler nedir?

Tabiki korkularıdır. Sevgi korkunun olmadığı yerde var olur. Korkunun kol gezdiği hiçbir ilişki türünde sevgiden bahsedemeyiz. Sevgi etiketi koyduğumuz korkularımız vardır ama. Mesela; Yalnızlıktan korkarız ama bunu seni çok seviyorum sensiz yaşayamam cümlesindeki sözde sevgi duygusu ile örteriz. İnsanların birçoğu yalnız kalmaktan korkuyor. Yalnızlık neden korkutur çünkü kişi kendine o kadar uzaktır ki aslında hiçbir anında yalnız olmadığını farkına varamaz. Dayak yesede bırakamaz, küfür yesede… 

Değersizlik duygusuna sahiptir. Bu da korku yaratır. Kendi değerini ancak biri ona değer verdiğinde hissedebildiği için bağımlı olur ilişkilerinde, ilişki biterse değeri de bitmiş olacaktır. 

Suçluluk duygusuna sahiptir. Bu da korku yaratır. O kadar yıllar boyunca katlanmış emek vermiş şimdi sevmiyorum diyerek nasıl gitsin. Gidemez. Yalan söyler, aldatır ama gidemez çünkü suçlu olmak istemez. 

Bu ve benzeri nice korkulari duygular hükmeder zihin aracılığıyla ve sahte gülüşlerde, korkulu bahanelerle kendimize nefes alacak alan yaratmaya çalıştıkça mutsuzluk çığlıkları yankılanır tüm evrende ve gönül hanende. 

Ruhsal bir yolculuğa çıkan yada çıkmak isteyen insanın yapacağı ilk iş ilişkilerindeki sahtelikten, samimiyetsizlikten arınmaktır. Ruhsal farkındalık, ruhsal büyüme, kendini bulma yolculuğu yalan, dolan, kaçamak kaldırmaz. Tam anlamıyla arınmaya götürür kişiyi. Olmadığı şeyleden arınmaya. Zanlarından arınmaya. Bu yolda ilk adımı ise kendisi olan ilişkisinde saklıdır. Kendine dürüst olmayı öğrendikçe, kendisiyle korku yerine sevgi bağları kurmayı öğrendikçe ilişkilerinin kalitesi değişecektir. Tabiki tüm bu süreçlerden geçerken yaşamındaki bir çok kişi gitmeyi seçecek. Çünkü o kişiler onun sahteliğinden, korkularından beslenerek kurdular ilişikilerini. Korku bittiğinde beslenecek dal kalmayacak kuruyan dallardan düşünler düşecek ama yerine dosdoğru birlikte yükselen ilişkiler doğacaktır. 

Her türlü ilişkimizde aslolan birlikte ne yaptığımızdır. Birbirimizi sevgi ve anlayışla besliyor muyuz, yoksa korku ve kaygı ile baltalıyor muyuz? En önemlisi de, bizler gerçekten sevmenin ve sevilmenin anlamını biliyor muyuz? Ufak ama önemli bir ipucu vereyim size isterseniz; Sokrates’in de dediği gibi,”Mutluluğun sırrı, daha fazlayı aramakta yatmıyor, daha azından keyif alma kapasitesini arttırmada yatıyor ”

Benden söylemesi..

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: